harmanyolcusu
Global Moderator
Başlangıç
   
Karma: +2/-0
Offline
Mesaj Sayısı: 49
|
 |
« : Aralık 09, 2007, 04:35:55 ÖS » |
|
Çanakkale’ye bu ilgi niye? yazımızda örneklerle sebeplerini anlatmaya çalışmıştık. Bir çok insanın oralara gidip ( Çanakkale – Gelibolu ) anlatmaları, görsel ve yazılı basında sık sık bahislerinin geçmesi insanımızı heyecanlandırıp meraklandırmıştır. Çanakkale’nin çevresinde ikamet edenler başta olmak üzere, Türk insanı savaşların yapıldığı mekânlara ya gitmişler yâda gitmeyi çok arzulamaktadırlar. Şimdi herhangi birilerine Anafartalar’ı, Conk bayırını, Arıburnu’nu yada Seyit Onbaşı’yı, Yahya Çavuş’u veya 57. Alayı sorun, kesinlikle sizlere söyleyecek bir şeyleri vardır. Ancak bu yeterlimi? Elbette yetersiz. Yani siz, Çanakkale hakkında bir film, bir belgesel, bir haber seyretmiş olabilirsiniz veya Çanakkale gezi bölgesinde gezmiş, her anıtın altında bolca fotoğraf çektirmiş olabilirsiniz. Bunlar elbette sizin Çanakkale savaşlarına olan duyarlığınızı gösterir. Ama gerçek duyarlılık unutmayalım ki, saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış ve bizleri var eden değerlere sahip çıkmak ile olur. Çanakkale savaşlarını tümünü araştırdığımızda sizleri temin ederim ki, zikrettiğimiz bu tüm değerlerin ön sözüne ulaşırsınız. Şimdi asıl konumuza gelelim; Çanakkale kara savaşları başlamazdan evvel, bizlerin öyle bir savaşı var ki, bir güne sığan, ancak Çanakkale savaşlarının yarısı kabul edilen bir savaş, 18 Mart 1915 Çanakkale deniz savaşı. Çanakkale ile ilgili yapıtlarda gereken ilgi gösterilmeyen, savaş bölgesine gelen ziyaretçilere ya üstünkörü anlatılan veya hiç anlatılamayan, kısaca bilmemiz gerektiği halde bir kaç nokta dışında bilmediğimiz, Anadolu insanının hayat mücadelesi. 18 Mart 1915 tarihinde itilaf ( İngiltere ve Fransa ) ülkeleri, yenilmez armada olarak adlandırdıkları başta dev savaş gemileri olman üzere yüzlerce gemiden oluşan donanmalarını, Çanakkale boğazının girişine getirmişler ve öğle saatlerinde dev toplarıyla kıyıları döverek ilerlemişlerdi. Ancak hiç ummadıkları bir direnişle karşılaşmışlar, hemen birkaç saat içerisinde en çok güvendikleri Fransız Bouvet İngiliz Ocean ve Irrestible savaş gemileri ve bir çok irili ufaklı gemilerini kaybederek, 1. Cihan harbinde ilk yenilgilerini acı bir şekilde almışlardı. İtilaf donanması bir daha taarruza kalkışamamış, hemen akabinde karaya asker çıkartıp “İstanbul’a ulaşarak halifenin bağrına hançeri saplamak” adına bir başka ve daha ölümcül yöntem denemişlerdi. Çanakkale deniz zaferi, son yıllarda daha da artarak büyüyen törenler ve gösterilerle, yalnız Çanakkale’de ve yalnız Çanakkalelilerle ( meraklıları elbette istisna ) kutlanmaktadır. Hatta 2006 yılında çıkarılan yasaya göre 18 Mart resmi bayram sayılmaktadır. ( Bu bayramı ender bilenlerden birisi benim herhalde, baksanıza ne devlet yetkilisi nede bir işveren “bu bir bayramdır vede resmi tatildir” deyip ortaya çıkmıyor. Hatta takvimlerde dahi belirtilmiyor. ) Çanakkale deniz zaferi yalnız Çanakkale’de kutlanıyor dedik; acaba halkımız tarafından bu savaştaki mücadele yalnızca Çanakkale şehri için mi verildiği düşünülüyor? Yoksa bizler savaşçı milletiz, tarihimizde bir çok destanımız var.
Çanakkale deniz savaşını çokta kayda değer bulmuyor muyuz? Yoksa Çanakkale Savaşlarının önemine inanıyor, ancak yeterince duyarlı davranamıyor muyuz? Evet, kanımca bizler Türk milleti olarak, kendimizle, ailemizle, akrabalarınızla, çevremizle ve her şeyden önemlisi bizleri biz yapan, hayat veren kaynaklarımıza yeterince ilgi göstermeyip, içleri boş televizyon proğramları ve varlığımıza, insanlığınıza zerre kadar faydası olmayan basit işlerle kendimizi, zihnimizi meşgul ediyoruz. Ben şimdi burada bilmem kaç bin kilometre ötelerden gelen Anzak’ ların torunlarından veya Japon çocuklarının bilmem kaç yaşlarından itibaren tarihleri öğretilmeye başlatıldığından bahsetmek istemiyorum. Benim yüksek sesle bahsettiğim tek ve en önemli mevzu, bizlerin üzerinden kaybolmaya yüz tutmuş olan saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış ve bizleri var eden değerlere sahip çıkma mefhumudur. 18 Mart 1915’te, devrin süper güçleri Çanakkale’den geçmek ve bizleri kolay yoldan bitirmek istemişler ve layık oldukları akıbete katlanmak zorunda kalmışlardır. Peki, bizler ne kazandık? Çanakkale kara savaşları zaferini, Kutül-Amare ve Irak cephelerindeki mücadelelerimizi, 1920’den sonra kuvvet olmamızı, daha sağlam mücadele vermemizi, kurtuluşumuzun ve nihayet kendimizi dünya devletlerine kabullendirmemizin alt yapısını oluşturan, büyük gücü kazandık. Bu kadar çok şeyi kazandığımız 18 Mart 1915 Çanakkale deniz zaferine, artık tüm Türk milleti olarak gereken ilgi ve alakayı gösterelim ve 18 Mart’ta tüm Türkiye bayram coşkusuna bürünüp, her yeri bayraklarla donatalım. Ve son bir not; Müslüman Türk’ün tarihini 80, 90 seneden ibaret görenler için söylüyorum, 18 Mart kurtuluşumuzun, bağımsızlığımızın ve cumhuriyetimizin taşıyıcı temelini oluşturur. Lütfen 18 Mart deniz savaşına yalnızca “bir Osmanlı savaşıdır” gözü ile bakıp kenara atmayınız.
|